Yeşilhaber.com | 8 Haziran 2018 |

25 Haziran sabahı kim seçilirse seçilsin yeni Cumhurbaşkanı, her konuya dağılmak yerine, güven aşılayacak yepyeni ekiplerle, beklemeye tahammülü olmayan aşağıdaki dört alanda acil bir restorasyon dönemi başlatmak zorunda.

Mehmet Öğütçü 

EKONOMİ
Kredi notumuzun yatırım yapılabilir düzeyin üç kademe altında bulunan BB-‘ye indirilmesi, dolar karşısında TL’nin sürekli kan kaybetmesi, kabarık dış borç geri ödemelerinin güçleşmesi hem yerli-yabancı yeni yatırımcıları caydırıyor, hem de mevcutların kaygılarını arttırıyor. KDV ve ÖTV gibi harcama vergi oranlarının düşürülmesi, sosyal güvenlik primlerinin ertelenmesi, personel giderlerinin bir bölümünün devlet tarafından üstlenilmesi, nakit sorunu olan girişimcilere KGF kredilerinin verilmesi gibi önlemler iktidarın övünç kaynağı olan düşük enflasyon ve kamu dengesi başarılarını olumsuz etkiliyor.

Kötüye giden cari açık, enflasyon, işsizlik, bütçe açığı gibi sıcak konular masadayken üstüne bir de ilave kaynak yaratmadan,”yeşil ekonomi”, “üretim ekonomisi” hedeflerini ihmal ederek “seçim ekonomisi”ne dönülmesi,  borç alıp para dağıtılması sorunları daha da vahim hale getiriyor.

2017 sonu itibarıyla 453.2 milyar dolara ulaşan brüt dış borç stokumuzu döndürmek zorlaşıyor, yeni para bulunamıyor. Kamu ve özel sektör dış borçlarının milli gelire oranı, yüzde 53.3’e çıkmış durumda. Ekonomide üretime, rekabet gücünün takviye edilmesine, üretim-işgücü-kredi maliyetlerini düşürmeye, uluslararası ticaret pazarlarını çeşitlendirip genişletmeye, yeşil enerjiye, teknolojik yenilenmeleri tatbik etmeye, ekonomik kurumların özerkliğini korumaya, güven yaratmaya dayalı sabırlı bir restorasyon döneminin başlatılması kaçınılmaz. Seçim sonrası dönemde ekonomi yönetimi ateşten gömlek.

ADALET

Adil yargı yoksa ne insan hakları ve özgürlükler, ne yargıç bağımsızlığı, ne serbest girişimci, tüccar ve yatırımcı güvencede olur, ne de uluslararası oyuncular sizinle güvene dayalı ilişkilerini sürdürürler. Bağımsız yargılama hakkına doğrudan müdahale, intikam, hesaplaşma, rövanş duyguları hafızamızdan silinmeli. Kaybedilmiş olan adalete, onu dağıtan yargıçlara, savcılara, avukatlara güveni ihdas etmek, siyasi müdahaleden kaçınmak önümüzdeki en önemli meydan okumaların arasında.

Hiç kuşkusuz, fiziki ve altyapı imkânları bakımından yargı sistemimiz, gelişmiş ülkelerdeki yargı teşkilatlarının kapasitesine ulaşmış durumda. Son 15 yıllık dönemde sadece ‘adalet sarayı’ sayısı 354’ten 764’e çıktı. 40 yeni adliye binasının da yapımı sürüyor. Adalet hizmetlerinin hızlandırılması, şeffaflaşması, toplumun daha kolay ulaşımını sağlamak için önemli adımlar atılıyor.

Lakin, yargı ile ilgili atılan bu olumlu adımlar, yargının önce geleneksel vesayetçi yapılar tarafından, ardından da yargıyı ele geçirme hamlelerinin sonucunda akamete uğratılmasının, neticede yargı bağımsızlığının sadece kağıt üzerinde kalmasının önüne geçemedi.

Bugün, adalete güven tarihimizdeki en düşük noktasına geriledi. Restorasyon çerçevesinde yavaş işlese de yasama, yürütme ve yargı güçlerin ayrılığını sağlam şekilde yerleştirmek, insanlarımızda yeniden “adaletin kestiği parmak acımaz” inancını yerleştirebilmeliyiz.

DIŞ POLİTİKA

Dünya’nın en önemli bölgesel güçlerinden birisi olmamıza rağmen dış politikamız ne yazık ki bu gücü yansıtmıyor, güvenlik, ekonomik ve kültürel menfaatlerimizi yeterince koruyup, ilerletemiyor. Tam aksine, artan ölçüde dış dünya ile eklemlenmemizi, küresel sistemden daha etkin nemalanmamızı daha da zorlaştırdığı görülüyor.

Ulus devlet paradigmasını aşındırması, bölge devletlerinin iç işlerine karışması, bölgede devlet-dışı aktörleri desteklemesi, milli çıkarları ümmet gibi ulus-ötesi politik topluluklara referansla belirlemesi, ayağı yere basmayan ütopyacı bir politika takip etmesi AK Parti hükümetlerine yöneltilen en yaygın eleştiriler arasında.

Bu yüzden, tam olarak bölgemizde yalnızlaşan, toplumsal anlamda kutuplaşan ve uluslararası arenada da saygınlığını yitiren bir ülkeye dönüşmeden acilen ciddi bir dış politika değişimi, dönüşümü gerekiyor yeniden küresel düzende hak ettiğimiz güçlü ve onurlu yerimizi alabilmek için.

EĞİTİM

Çağın gerektirdiği eğitimi veremememiz halinde sahip olduğumuz genç nüfus avantajı geleceğimizin üzerinde ‘saatli bomba’ya dönüşebilir. Her yıl ortalama bir milyon genç okuldan mezun olup iş aramaya başlıyor, ancak bu gençler 21’inci yüzyılın yaratıcılık ve entelektüel merak, eleştirel düşünme, karmaşık problemleri çözme, bilgi, medya ve teknoloji okuryazarlığı, iletişim ve işbirliği becerileri, problem tanımlama, formüle etme ve çözüm üretme becerisi, duygusal zeka, insan yönetimi gibi vasıflara yeterince sahip değil.

Dünya eğitim kalitesi liginde 99’uncu sıraya düşmüşüz. Artık “Büyük Oyun”un hız, teknoloji ve kalite çizgisinde belirlendiği yeni dünyada sadece bilen, okuyan değil, düşünen, sorgulayan, yapabilen insanlara ihtiyaç duyuyoruz.

Köklü bir eğitim reformu konusunda neredeyse hemen herkes hemfikir. Ana sektörler bazında sanayi, otomotiv, tıp, hukuk, diplomasi, kamu, ziraat, ticaret, yazılım-donanım, teknoloji, genetik, savunma, sanayi, havacılık, uzay, ilahiyat ve benzeri alanlarda yüksek ihtisas okulları düşünülmelidir.

Eğitim harcanan para ve inşa edilen altyapı değil “nasıl bir eğitim?” sorusuna verilecek yanıt temelinde bir restorasyona tabi tutulmalıdır.

Kısacası, yukarıda belirttiğimiz ana alanlarda “eski tas eski hamam” lüksünün sonuna geldik. Deniz bitti. Ancak ve ancak heyecanı ve inandırıcılığı kalmamış kadroların yenilenmesi, liderliğin beyin frekansının, düşünce tarzının değiştirilmesi, küresel eğilimlerin hesaba katılması ve tüm paydaşların ortak hedeflere kilitlenmesi temelinde ciddi bir restorasyon süreci gerçekleştirilebilir.

Kim seçilirse seçilsin işi çok zor.