Categories
Archives
The Bosphorus Energy Club | “Mehmet Öğütçü Türkiye’nin hub olması için atması gereken 7 önemli adımı açıkladı”
7820
post-template-default,single,single-post,postid-7820,single-format-standard,ajax_leftright,page_not_loaded,,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.5,vc_non_responsive

“Mehmet Öğütçü Türkiye’nin hub olması için atması gereken 7 önemli adımı açıkladı”

14:10 30 June in BEC IN THE MEDIA, PUBLICATIONS & MEDIA

Enerji Dunyası Dergisi | Özel Röportaj | Haziran 2017 Sayısı 

Sayfa no: 16-19

“Petrol ve doğalgazda dünya ya da AB talebinin sadece %3 ile %5’lik bölümünü kaynak ülkelerden tüketici piyasalara taşıyarak ‘hub’ ya da ‘bölgesel merkez’ olmamızı düşündürecek gerekli fiziksel hacim ne yazık ki henüz ortada yok” diyen Mehmet Öğütçü, bunun olabilmesi için atılması gereken adımları şöyle sıraladı: Yüksek hacimli gaz arzını çekmemiz lazım, fiziki altyapıyı modernize etmemiz, olanı genişletmemiz, yenilerini inşa etmemiz gerek, arz ile (yüksek değerli AB pazarlarından) talebi buluşturacak fiyat ve piyasa serbestisi mekanizmalarını kurmalıyız, hukuki ve kurumsal çerçeveyi güvenilir şekilde belirlemeliyiz, enerji ticaretinin finansmanına imkan tanıyacak finans kurum, borsa ve piyasalarını yaratmalıyız, dış politikamızda da uzun vadede sözüne güvenilir, enerjiyi kendi dar jeopolitik amaçları için kullanmayacak, kazan-kazan prensibini benimseyecek bir yaklaşıma yönelmeliyiz, böylesi önemli bir rolü kurgulayacak, yönetecek insan sermayesini yetiştirmeliyiz.

 

Mehmet Öğütçü, Uluslararası Enerji Ajansı ve OECD Üst Düzey Yöneticisi, British Gas (BG) Group Direktörü, Invensys Danışma Kurulu Başkanı. Halen enerji projelerine yatırım sağlayan stratejik danışmanlık şirketi Global Resources Partnership’in Başkanı, bölgesel enerji Davos’una dönüşmekte olan The Bosphorus Energy Club’in da Kurucu Başkanı. Genel Energy, Şişecam ve Saudi Crown Holding’de bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi. Mehmet Öğütçü ile, geçtiğimiz haftalarda piyasaya çıkan “Yeni Büyük Oyun: Neresindeyiz, Nereye Gidiyoruz?” kitabı ışığında geniş bir menzilde röportaj yaptık.

TÜRK AKIM’IN İLK HATTIYLA İLGİLİ BİR TEREDDÜT YOK

Türk Akım’ın Avrupa güzergahı tamamen netleşti mi? Süreçle ilgili ABD’nin Avrupa ülkelerine olumsuz bir telkini var mı?

Soçi’deki son Erdoğan-Putin zirvesinde Rusya ile ilişkilerimizde normalleşmenin ötesine geçildiği ilan edildi. “Domates krizi”, vizeler dışındaki konularda pürüzler giderilmiş görünüyor. Putin’in vücut dili henüz kendini tam rahat hissetmediğini gösteriyorsa da “al gülüm ver gülüm” müzakerelerinde Rusya’nın elinin güçlü olduğu aşikar. Enerji işbirliğinde Türk Akım doğalgaz boru hattının başlatılması ve zamanında tamamlanması üzerine tam mutabakat var. Mersin Akkuyu’daki nükleer santral ile ilgili Rus talepleri de önemli ölçüde karşılandı. S-400 Rus füze savunma sistemi alımı görüşmeleri devam ediyor. Umarım NATO’dan, özellikle de Washington’dan gelecek tepki ve baskılar nedeniyle Çin’den alınacak 4 milyar dolarlık uzun menzilli füze ihalesi ile aynı akıbete uğramaz. Türk Akım, bugün dünyadaki en büyük doğalgaz projelerinden biri. Karadeniz altından 2 kilometreden fazla derinlikte geçerek Türkiye ve Avrupa’ya gaz sağlayacak. Yüksek basınçla çalışacak iki hat toplamda yıllık 31,5 milyar metreküp doğalgaz aktarım kapasitesine sahip. Bu doğalgaz hacminin yarısı Türkiye, diğer yarısı ise Avrupa pazarına arz edilecek. Asıl düşünülmesi gereken konu, Avrupa’ya yeniden ihracı söz konusu olan ikinci hat. Bu hattın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinde hem AB’nin “Üçüncü Enerji Paketi” yaklaşımı hem Ukrayna’nın 2019’dan itibaren devre dışı bırakılıp bırakılmayacağı, hem de Kuzey Akım-2 projesinin geleceği belirleyici olacak. Bu Moskova ile Brüksel arasında çözülmesi gereken bir konu. Bizim açımızdan bakarsak, hükümetin ikinci hattın Türkiye iç piyasasına yönelmesi seçeneğine doğalgaz arz çeşitliliğini sağlama politikası gereği sıcak bakmayacağını düşünüyorum. Türk Akım’ın ilk hattı ile ilgili bir tereddüt yok. Tam tersine şu anda Ukrayna, Moldova, Romanya ve Bulgaristan üzerinden 1.400 kilometreden fazla yol kat ederek Türkiye’ye gelen hattın yerini alması; böylece Türkiye’yi transit riskini azaltarak enerji güvenliğine katkı sunması söz konusu. Bence Avrupa Birliği’nin aynı anda Kuzey Akım-2 ile Türk Akım’ın ikinci hattını kabul etmesi mümkün görünmüyor. Hele hele ABD’nin Avrupa’ya kayagazı satmaya başlaması, doğalgaz talebinin beklenenin altında gerçekleşmesi, yüzer LNG tesislerinin giderek cazip hale gelmesi, yenilenebilir enerjinin doğalgazı ikame etmeye yönelmesi gibi gelişmeler yeni doğalgaz boru hatlarına yatırımı caydırıcı etki yaratıyor.

Gerilen Türkiye-AB ilişkilerinden Türk Akım projesi etkilenir mi?

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin son dönemde gerilmesi nedeniyle sadece siyasi, ticari ve güvenlik ilişkilerin değil aynı zamanda enerji işbirliği çabalarının da sekteye uğraması, zarar görmesi mümkün. Azerbaycan’ın Şah Deniz-2 sahasından gelecek doğalgazın 2020’de AB pazarlarına girmesi bekleniyor. Zaman içinde TANAP ve TAP boru hatlarından daha fazla Azerbaycan gazının aktarılması, ayrıca İran, Irak Kürdistanı ve Doğu Akdeniz gazının da eklemlenmesi düşünülüyor. ABD, kendi gazını satmayı da öngörüyor. Böyle bir durumda daha da yüksek miktarda Rus doğalgazı arzına Batı’nın sıcak bakmayacağı tahmin edilebilir. Bu itibarla, Türk Akım projesinin ilk ayağını süratle tamamlayıp faaliyete geçirirken, ikinci hattın geleceği için bağlayıcı olmayan bir çerçeve kurgulamak faydalı olabilir. Rusya’nın halihazırda Avrupa’ya gönderdiği doğalgazın önemli bir bölümü, Ukrayna üzerinden geçiyor. Kiev de AB’nin de desteğini arkasına alarak Moskova’ya bağımlılığını en aza indirme konusunda ciddi çaba gösteriyor. Ukrayna’ya 2014’te Gazprom 14,5 milyar metreküp, AB ise Slovakya üzerinden 5,1 milyar metreküp gaz satmıştı. 2015’te bu oranlar tersine döndü: 10,3 milyar metreküp AB’den; 6,1 milyar metreküp ise Gazprom’dan geldi. Ayrıca 2015’te gaz tüketimi yüzde 22 azaldı, kendi iç üretimi de 20 milyar metreküpü buldu.

 

“Türk Akım, bugün dünyadaki en büyük doğalgaz projelerinden biri.Karadeniz altından 2 kilometreden fazla derinlikte geçerek Türkiye ve Avrupa’ya gaz sağlayacak. Yüksek basınçla çalışacak iki hat toplamda yıllık 31,5 milyar metreküp doğalgaz aktarım kapasitesine sahip. Bu doğalgaz hacminin yarısı Türkiye, diğer yarısı ise Avrupa pazarına arz edilecek.”

 

YENİ BİR DOĞALGAZ STRATEJİSİ GELİŞTİRİLMELİ

Doğalgazda mı geleceğimiz?

Üretimde tepeye ulaştığı ileri sürülen petrole kıyasla daha zengin (mevcut rakamlarla üretim-rezerv oranı 60-70 yıl civarında) doğalgaz rezervleri olduğu ve çoğunun daha işletme devresine bile alınmadığını biliyoruz. Ülkelerin enerji denkleminde kalıcı bir yakıta dönüşüyor. Hem doğalgaz üretimi ve boru hattı maliyetlerinin düşmesi hem de sıvılaştırılmış doğalgazın rekabet edebilir hale gelmesi, piyasada bol arz olması, özellikle Kuzey Amerika’da “oyun değiştirici” olarak nitelenen kayagazinin ticari hale gelmesi, hatta Avrupa’ya ilk ihracatının 2016 basında gerçekleşmesi gibi nedenlerle enerji piyasalarında doğalgaz artık merkezi bir rol üstleniyor. Alıcılar, tüketiciler artık kral; piyasayı ve fiyatları onlar belirlemeye başlıyor. Sürekli yeni üretici rakipler çıkıyor. Avustralya, yapımı halen devam etmekte olan 7 LNG tesisi tamamlandığında Rusya’nın AB’ye sattığı gazın yarısı kadarını (80 milyar metreküp) dünyaya satmaya başlayacak. Mozambik ve Angola da öyle. Tanzanya yolda. Türkmenistan’ı saymadım bile. Doğalgazda dünyanın en büyük ikinci rezervine sahip İran ciddi anlamda açılırsa oyun tamamen değişebilir. Yani, tüm öngörüler gelecekte piyasada çok fazla gaz arzı olacağına işaret ediyor. Lakin, fiyatlarda hızlı düşüş, talebin daralması, rakip yeni üreticilerin sahaya girmeleri ve nükleer enerjinin doğalgaz aleyhine pazardan pay kapması, doğalgazın jeopolitik emeller için kullanım imkânini hayli azalttı. Doğalgazda arz bolluğu, fiyatların daha uzun süre makul düzeylerde seyredecek olması, çevremizdeki ülkelerde yeni arz kaynaklarının ortaya çıkması, nükleer enerjiye öngörülen zaman diliminde geçemeyeceğimiz gibi etmenler göz önünde bulundurulursa ülkemizin doğalgaz ekonomisini ve jeopolitiğini güçlü bir zemine oturtması, yenilenebilir enerjiyi bütünleyici olarak göreçek yeni bir doğalgaz stratejisi geliştirmesi gerektiği aşıkâr. Türkiye’nin uzun vadeli doğalgaz sözleşmeleri önümüzdeki 4 ila 9 yılda sırasıyla sona erecek: Azerbaycan 2021 (Şahdeniz-I), Rusya 2021 (Batı Hattı) ve 2025 (Mavi Akım), İran 2026. Bunların bir kısmı uzatılamayabilir, dolayısıyla ciddi bir arz güvenliği sorunundan kaçınmak için yaklaşık 40 milyar metreküplük bir yeni arz bağlantısı yapmak gerekiyor. Dahası, BOTAŞ öngörüleri gaz talebinin 2030’da 70 milyar metreküpe ulaşacağına işaret ediyor. Bu da ilave 20 milyar metreküp bulunmasını gerektiriyor.

DOĞU AKDENİZ GAZINI TÜRKİYE SATIN ALABİLİR

Doğu Akdeniz gazı için Türkiye güzergahının yanı sıra doğrudan Yunanistan hattı gündeme geliyor. Burada Türkiye’nin rolü devam ediyor mu? Kıbrıs sorununun buradaki etkisi ne? KKTC’nin statüsü süreçten zarar görür mü?

Doğu Akdeniz gazi deyince bizde genellikle hemen İsrail’in Tamar ve Leviathan sahalarında keşfedilen gaz akla geliyor. Oysa Güney Kıbrıs’ta Afrodit sahası, Mısır’da ENİ’in yeni keşfettiği (ve BP’nin de hisse aldığı) Zohr sahası, Lübnan açıklarındaki İsrail ile ihtilaflı sahalar, Suriye’nin henüz el atılmamış sahaları da var. Ne yazık ki, bu sahalardan gazın çıkartılması için gerekli yatırımın yapılması, çıkarılan gazın sülfürden temizlenmesi, yüksek değerli pazarlara önceden uzun vadeli sözleşmelerle satılması, boru hatları üzerinden ya da LNG/CNG olarak taşınması için gerekli fonların bulunması hiç kolay işler değil. Dahası, bu gazların piyasaya çıkışı ile aynı tarihlerde Avustralya, Tanzanya, Norveç, Cezayir, Mozambik, Rusya, Irak Kürdistanı, İran, Azerbaycan dahil dünyanın dört bir tarafından yeni gaz arzı piyasalara sunulacak. Çoğu da daha elverişli fiyatlarda. Üstelik, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs sorunu, İsrail-Lübnan ihtilafı, Rusya’nın Suriye’deki yeni donanma ve hava üslerinin yarattığı yeni jeopolitik gelişmeler gibi siyasi ve güvenlik gerilimini yükselten gelişmeler var. Bu itibarla, Doğu Akdeniz gazının görünür gelecekte Türkiye ya da Yunanistan üzerinden Avrupa piyasasına akacağına ben pek ihtimal vermiyorum. AB’de doğalgaz talebinin giderek azalması, Türkiye pazarının Rus, İran, Azeri ve Irak Kürt bölgesi gazına ilaveten yüzen LNG tesisleri ile doygunluğa uğrayacağını, ABD’den gelen kaya gazın, yenilenebilir enerjinin doğalgazı bazı ülkelerde ikame etmesinin de Doğu Akdeniz’in zaten teknik, finansal ve jeopolitik sorunlarla boğuşması gereken gazını öne çıkartacağını sanmıyorum. Belki 2025’den sonra bu gaza ihtiyaç olabilir. Yunanistan üzerinden gitmesinin maliyeti çok yüksek. Buna bankacıların para yatırmalarını mümkün görmüyorum. Kendi gaz talebi de olan, kaynak çeşitlendirmesine çalışan Türkiye fiyatı iyi olursa Doğu Akdeniz gazını satın alabilir, fazlasını da Avrupa’ya ekonomik maliyette gönderebilir.

EN ÖNEMLİ ŞEY: GÜVEN, GÜVEN, GÜVEN

Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi olması sizce mümkün mü? Elbette ki potansiyel olarak mümkün, ancak halihazırda bölgesel bir enerji merkezi değiliz. Siz istediğiniz ya da ben öyle söyleyeceğim için bölgesel enerji merkezi olunmuyor. Olabilmemiz için;

Yüksek hacimli gaz arzını çekmemiz lazım,

Fiziki altyapıyı modernize etmemiz, olanı genişletmemiz, yenilerini inşa etmemiz gerek,

Arz ile (yüksek değerli AB pazarlarından) talebi buluşturacak fiyat ve piyasa serbestisi mekanizmalarını kurmalıyız,

Hukuki ve kurumsal çerçeveyi güvenilir şekilde belirlemeliyiz,

Enerji ticaretinin finansmanına imkan tanıyacak finans kurum, borsa ve piyasalarını yaratmalıyız,

Dış politikamızda da uzun vadede sözüne güvenilir, enerjiyi kendi dar jeopolitik amaçları için kullanmayacak, kazan-kazan prensibini benimseyecek bir yaklaşıma yönelmeliyiz,

Böylesi önemli bir rolü kurgulayacak, yönetecek insan sermayesini yetiştirmeliyiz.

 

“Türkiye’nin uzun vadeli doğalgaz sözleşmeleri önümüzdeki 4 ila 9 yılda sırasıyla sona erecek: Azerbaycan 2021 (Şahdeniz-I), Rusya 2021 (Batı Hattı) ve 2025 (Mavi Akım), İran 2026. Bunların bir kısmı uzatılamayabilir, dolayısıyla ciddi bir arz güvenliği sorunundan kaçınmak için yaklaşık 40 milyar metreküplük bir yeni arz bağlantısı yapmak gerekiyor. Dahası, BOTAŞ öngörüleri gaz talebinin 2030’da 70 milyar metreküpe ulaşacağına işaret ediyor. Bu da ilave 20 milyar metreküp bulunmasını gerektiriyor.”

 

Şu anda bölgesel enerji merkezi olmayı haklı gösterecek boyutta üzerimizden petrol, gaz ve elektrik akışı yoktur. Gelecekte TANAP, Türk Akım-2, Irak Kürt bölgesi, İran, Doğu Akdeniz, FŞRU gazi ile bu imkan yaratılabilir. Bağımsız, gerçekçi ve uluslararası veri/değerlendirmelerle de beslenen yaklaşımlar politika yapıcılara da seçenekleri doğru değerlendirme, hata yapmama imkanı sağlar. Yoksa kendi kendimize gelin güvey olmanın bir yararı yoktur. Bu itibarla, petrol ve doğalgazda dünya ya da AB talebinin sadece yüzde 3 ile yüzde 5’lik bölümünü kaynak ülkelerden tüketici piyasalara taşıyarak “hub” ya da “bölgesel merkez” olmamızı düşündürecek gerekli fiziksel hacim ne yazık ki henüz ortada yok.Aslına bakılırsa Türkiye’de gerçek manada “hub” olmanın ne anlama geldiği de bence çok iyi bilinmiyor. Öncelikle sürdürülebilir arzın olması şart. Arz ile talebi doğru istikametlere göndermek bakımından fiyatın serbest piyasa koşullarında oluşması da önemli. “Ben Erzurum’da ya da Samsun’a boru hattı indiğinde gazı ucuza alayım, sonra Edirne’de daha pahalıya Avrupalıya satayım” türü perakendecilik yapmamıza imkân verilmesini beklemeyelim. Ayrıca, enerji ticaretinin finansmanı için etkin bir enerji borsası/finansman altyapısı da oluşturulması gerektiğini kafamıza çakmamız gerekiyor. Keşke bir bankamız sadece bu işe yoğunlaşsa. Aynı şekilde, boru hatlarının, iletim hatlarının yenilenmesi, modernizasyonu, ilave hatların inşası da gerekiyor daha büyük boyutta enerji taşımak için. Hukuki, kurumsal ve finansal altyapının tamamlanması, etkin işlemesi, fiyat ve piyasa liberalizasyonunun gerçekleştirilmesi, uluslararası çapta rekabet edebilir Türk enerji devlerinin ortaya çıkması da olmazsa olmaz koşullar arasındadır. Dahası, bu “hub” olma işi “Vana benim elimde, kapatırsam görürsün gününü” tarzı kabadayılığa hiç gelmiyor. Dış politikada güven uyandıracak, kaynak ve tüketici ülkelerle ihtilaflardan kaçınacak, enerjiyi silah olarak kullanmayacak, istikrar ve güvenliği yerinde bir strateji izlemek kritik önemi haiz. Tehditkâr bir yaklaşımın hissedilmesi bile ürkütür. “Aman yeni bir Ukrayna mı yaratıyoruz” endişesi hasıl olur. Burada “yumuşak güç” olarak güven uyandırmak, açıklık ve şeffaflık önemli.

Dış politikada çok dengeli ve hassas olmak ayrı önem taşıyor. En önemli şey: güven, güven, güven. Bizim bu konudaki politikamız net olmalı: Sadece üzerinden gazın akacağı transit ülke olmak istemiyoruz. Toprakları üzerinden kuzeyden güneye, doğudan batıya boru hatlarının geçmesi mütevazı transit ücreti dışında bize önemli bir katkı sağlamıyor. Buna mukabil getirdiği siyasi, çevresel ve toplumsal riskleri çok daha fazla. Diğer önemli bir husus da, bu tür enerji ticareti işleri, ortam şeffaf değilse, ülkede yolsuzluğu, rüşveti, yozlaşmayı, organize suç örgütlerini de artırıyor. Belki de en büyük yararı, ülkede siyasi istikrarı, dolayısıyla da ekonomik istikrarı güçlendiriyor olması. İç ve dış oyuncuların ortak menfaati nedeniyle. Burada amacım, kötümser bir değerlendirme yaparak şimdiye kadarki takdire şayan çabaları küçümsemek değil, var olan potansiyelimizi –kendimizi dev aynasında görmeden, abartmadan– gerçek anlamda bölgesel enerji merkezi olacak şekilde şimdiden harekete geçirmek için neler yapılması gerektiğinin altını çizmek.

 

RUSYA’YA BAĞIMLILIK DERECESİ %30-35’E DÜŞÜRÜLMELİ

Peki önerileriniz var mı bu alanda?

Hükümete ve özel sektör oyuncularına tavsiyelerim şöyle:

1- Öncelikle doğalgazda Rusya’ya bağımlılık derecesi en az AB düzeyine (yüzde 30-35) düşürülmeli, Brüksel ve Güneydoğu Avrupa başkentleriyle ortak doğalgaz ikmal güvenliği, altyapı bağlantısı yaklaşımı geliştirilmelidir.

2- Özellikle Batı Hattı’ndan gelen ve sözleşmesi 2021’de sona erecek gaz için bunu ikame edecek Türk Akım’ın yanı sıra Azeri, İran, Kürt ve Doğu Akdeniz gazi alım sözleşmelerinde elverişli koşullar oluşturmak açısından şimdiden müzakerelere başlamalıdır.

3- Mevcut iki (Marmara Ereğlisi ve Aliağa) LNG kabul tesisine ilaveten FŞRU (Floating Storage Regasıtication Ünit) denilen her biri 4 milyar metreküp kapasiteli en az üç yüzer doğalgaz tesisi yapımına hız vermeli, bunların en geç 2018’e kadar devreye sokulması hedeflenmelidir.

4- Doğalgaz piyasasında serbestleşme, fiyatlara devlet müdahalesine son verilmesi, rekabetin ve ürün/hizmet çeşitlenmesinin artırılması hedeflerine ulaşma çabaları hızlandırılmalıdır.

5- Enerji verimliliği, nükleer ve doğalgaz hedeflerinin tutturulamaması ihtimaline karşı, alternatif yakıtlar üzerine yatırımcılara da güven verecek yeni bir yaklaşım ortaya konulmalıdır. Her yıl enerji ve bağlantılı altyapı için gereken 12 milyar doları elverişli koşullarda sağlayacak finansman mekanizması oluşturulmalı, mevcut borçların yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

6- Değer zinciri boyunca faaliyet gösterecek doğalgaz şirketleri yaratılması özendirilmeli, bu şirketlerin ülke dışında arama, üretim ve taşıma işlerine girmelerine de zemin hazırlanmalıdır.

7- Doğalgaz ile jeopolitika bağlantısını kulak ardı etmeden dış politikada “yumuşak güç” stratejisinin gereklerine özen göstermeli, “bölgesel merkez” olmanın da önkoşulu olan güven uyandırıcı adımlar gecikmeksizin atılmalıdır. Türkiye’nin “yeni bir Ukrayna mı” olacağı kuşkuları dağıtılmalıdır.

8- Türkiye, çevresindeki coğrafyaların hiçbirinde bugüne kadar gaz konusunda “oyun kurucu” rol üstlenemediğinden, hem alıcı, hem ekonomik boru hattı güzergâhı hem de her bakımdan bölgesel güç olması nedenleriyle Irak’ın Kürt bölgesi ve Doğu Akdeniz’deki tarihi fırsatı akıllıca değerlendirmek zorundadır. Bunun için de Bağdat, Tahran, Kıbrıs, İsrail ve Mısır ile ilişkiler gibi netameli hususları şimdilik geri plana itip hem alıcı hem transit hem yatırımcı hem de güvenlik sağlayıcı rolüyle bölge ülkelerinin özel sektörü ile Türk özel sektörünü öne sürmesi isabetli olacaktır.

ENERJİNİZ KESİNTİYE UĞRARSA HER ŞEY DURUR

“Enerjiniz kesintiye uğrarsa ne ekonomi çalışır, ne savunma sisteminiz, ne de insan hayatı idame ettirilebilir” diyen Mehmet Öğütçü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her şey durur. Bu itibarla, onun ikmal güvenliği tamamen ‘ulusal güvenlik sorunu’ olarak karşımıza çıkıyor. Birçok ülkede sadece en cüsseli bütçenin tahsis edildiği, en fazla insan gücünün istihdam edildiği, en yeni teknolojilerin geliştirildiği, en pahalı altyapı yatırımlarının akıtıldığı değil, aynı zamanda en yoğun enerjinin tüketildiği yerlerin başında silahlı kuvvetler geliyor. Avcı uçaklarının tatbikatları, donanma gemilerinin hem kara sularımızı hem de münhasır ekonomik bölgelerimizi devriye gezmesi, zırhlı araçların sınır boyunca muhtemel saldırılara karşılık vermesi, askeri mekânların ısıtılması gibi onlarca faaliyet muazzam enerji gerektiriyor. Ayrıca askerlerin mobilitesinin sağlanması, NATO alanı dışı operasyonlara katılım, boru hatlarının korunması gibi konular için de enerji olmazsa olmaz bir unsur. Enerjinin olmadığı ya da yetersiz kaldığı bir ortamda çevik, başarılı, iyi yetişmiş, gelişmiş silah sistemleriyle donatılmış ordunuz olsa da bu, pratikte fazla bir anlam ifade etmez. Ne uçaklarınız havalanır ne tanklarınız ne füze savunma sistemleriniz ne de iletişim hatlarınız çalışır. Özellikle petrolde yüzde 93, doğalgazda yüzde 98 ithalata bağımlı Türkiye gibi ülkelerde durum budur. Sadece enerji üretimi, taşınması, tüketimi ve verimliliği değil, aynı zamanda ülkenin enerji altyapısının korunması, siber saldırılara karşı konulması, kesintisiz enerji altyapı yatırımları yapılması da silahlı kuvvetlerin kritik görevleri arasında” diyor.|