Yeşilhaber.com / 26 Kasım 2019

PwC Türkiye işbirliği ile dokuzuncu kez düzenlenen The Bosphorus Energy Club’ın “basın ile sohbet” toplantısında, küresel yeni enerji düzeninde kömür, petrol ve doğal gazdan yenilenebilir enerjiye süratli geçişin yarattığı sarsıntılar, enerji sektöründeki yeni yatırımların ve mevcutların idamesinin finansmanında karşılaşılan güçlükler, geleceğin enerji şirketlerinin nasıl biçimleneceği, teknoloji dünyasındaki fırsatlar, iç ve dış riskler ile nasıl baş edileceği gibi konular tartışılırken, hükümet ve iş dünyası liderlerine taze bakış açıları, öneriler ele alındı.

Basın toplantısında konuşan The Bosphorus Energy Club başkanı Mehmet Öğütçü şunları söyledi: “Dünyada enerjide yaşanan oyun değiştirici gelişmeler özellikle fosil yakıtlarda milli güvenliği tehdit eder boyutlarda dışa bağımlı ülkemizde sıcağı sıcağına hissediliyor.  Yakın çevremizde jeopolitik riskler yükseliyor.

Enerji işbirliği değil çatışma kaynağı olarak gündemde. Yenilenebilir enerjide sağlanan ciddi ilerleme, LNG dahil doğal gaz arz kaynaklarındaki esneklik, teknolojik yenilenmelerin enerji ekonomisine süratle yansıması, verimlilik artışı, yeni altyapı yatırımları umut verici gelişmeler.”

Öğütçü, şöyle devam etti: “Bu dinamiklere sadece yerli ve milli açıdan değil küresel ve bölgesel merceklerden de bakarak, 10-15 yıl sonrasına uzanan akıllı kazan-kazan politikalarla karşılık verilmesi, enerji sektörü oyuncularının güveninin yenilenmesi gerekiyor. Hükümet ve iş dünyası liderleri için 19 maddelik öneriler dizisi geliştirdik.”

“İNSANLIK ÇAĞINDA YAŞIYORUZ”

Dün akşam basına kapalı gerçekleştirilen toplantıda ise, Türkiye’nin uzun vadeli enerji yol haritası, TürkAkım ve TANAP’ın yakında devreye girmesi, Suriye’nin enerji kaynakları, Kürt koridoru çabaları, Doğu Akdeniz’de ihtilaflı arama çalışmaları, münhasır ekonomik bölge ilanı, Irak’ın özerk Kürt bölgesinde artan Rus mevcudiyeti, Karadeniz ve Hazar’daki yeni gelişmeler, ABD ve AB ile giderek zayıflayan enerji işbirliğinde neler yapılması gerektiği konularına da sektör liderlerinin ve hükümet yetkililerinin açıklık getirdiği ifade edildi.

Toplantıda konuşan PwC Türkiye Enerji, Altyapı ve Doğal Kaynaklar Sektörü Hizmetleri Lideri Murat Çolakoğlu da şu değerlendirmelerde bulundu: “İçinde bulunduğumuz çağ bilim adamları tarafından “Anthropocene” yani İnsanlık Çağı olarak adlandırılıyor. Bu şekilde bir isim verilmesinin nedeni baskın ırk olan insanın Dünya kaynaklarını yenilenemeyecek şekilde tüketmesinden kaynaklanıyor.

Genel bir bakış açısıyla değerlendirme yaparsanız, tüm dünyada ekonomiler yavaş da olsa büyüyor, insan ömrü gün geçtikçe teknolojinin de desteğiyle uzuyor, bebek ölümlerinin önüne geçilmesi konusunda da son yıllarda oldukça pozitif yol kat edildi. Yani sanki her şey yolunda gibi.

“İŞLER SANDIĞIMIZ GİBİ İYİ GİTMİYOR”

Ancak bazı istatistiklere baktığınızda, örneğin karbon salınımı, temiz su tüketimi, tarımda suni gübre kullanımı, balık avlama ve tüketim miktarları, yabani hayvan ırklarının yok olma hızı, doğal afetlerin olma sıklığı ve verdiği zararların eskiye nazaran boyutları gibi, işlerin aslında sandığımız gibi iyi gitmediğini görüyoruz.

Ekonomik büyümenin yanı sıra sağlanması gereken adil gelir dağılımında da tüm dünyada zengin ile muhtaç arasındaki makasın her yıl daha da açılması konuya doğal faktörlerin yanı sıra başka insani tehditleri de dâhil ediyor.

Bu gidişatın yavaşlatılması ülkelerin ekonomileri açısından da pozitif etkisi olacak sonuçları getirir. Enerji sektörü bu konularda oldukça önemli adımlar atabilir. Hem Türkiye’de hem de dünyada sıcak ajanda konularına kısaca değinirsek şunları sıralayabiliriz:

  • Enerji verimliliği konusu ciddi ele alınırsa milyarlarca dolar tasarruf edilerek yeni yatırım alanlarına kaynak yaratılabilir.

Yenilenebilir enerji. Potansiyel yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamının mevzuat ve fiyatlama açısından önünün açılması tam bir kazan-kazan durumu yaratır. Hem cari açığı hem de karbon salınımını azaltırız.

İŞBİRLİĞİ MUTABAKAT MUHTIRASI İMZALANDI

  • Elektrikli toplu taşıma. Yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin artması çevre kirliliği ve şehir hayatına olumsuz etkisi olan trafikte de elektrikli toplu taşıma ve bireysel araçların kullanımının önünü açar.
  • Depolama teknolojisi. Elektrik depolama teknolojisi konusunda ar-ge çalışmalarına yatırım yapılması.
  • Artırılmış zekâ. Data analitiği ve artırılmış zekâ (yapay zekâ) çalışmalarında yerli yeteneklerin desteklenmesi.”

Basın toplantısı sırasında The Bosphorus Energy Club başkanı Mehmet Öğütçü, merkezi Bağdat’taki Iraq Energy Institute Başkanı Yesar Al-Maleki ve enerji sektörüne kapasite geliştirici yönetim eğitimi veren dünyanın önde gelen markalarından Amsterdam’daki Energy Delta Institute Başkanı Marcel Kramer ile birer işbirliği mutabakat muhtırası imzaladı.

ÖĞÜTÇÜ’DEN ENERJİ ALANINDA
19 TAVSİYE

  • Ülkemizde enerji sektörüne güven sağlanması, yerel ve uluslararası paydaşlar ile güvene dayalı ilişkiler kurulması, piyasalara inanılır mesajlar verilmesi, taahhütlere riayet edilmesinin temini yaşamsal önem taşıyor.Kamunun görev ve sorumlulukları ile özel sektörün faaliyetlerinde menfaat çatışmasına meydan verilmemesi, eşit koşullarda rekabet etmelerinin sağlanması piyasa oyuncuları ile kamu arasındaki arasındaki güvenin zedelenmesini, risk faktörünün ağırlaşmasını önleyecektir.
  • Devletin keyfi kararlardan kaçınması, uluslararası iyi uygulamaları benimsemesi, tarifelerin, alım satımların mümkün olduğunca piyasa kurallarına göre gerçekleştirilmesi, yargı kararlarının geciktirmeden uygulanması, kalite ve emniyet mekanizmasını kurup etkinlikle yönetmesi önemlidir.Entegre bir enerji yönetim anlayışını benimseyerek enerjinin çevre, tarım, su, vergi, rekabet, yatırım, ticaret, teknoloji, finansman ve dış politika/güvenlik boyutları etkin şekilde hükümet ve iş kararlarına katılmalı, stratejik devlet menfaati mülahazasının genel yönlendirme ile sınırlandırılması da öyle.
  • Yerli/uluslararası enerji şirketleri, düzenleyici kurumlar, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında sağlam ilişkiler silsilesi, sorumluluk ve hesap verilebilirlik bağlantısı teşekkül edilmeli; enerjinin stratejik vechesi nedeniyle siyasi iradenin en yüksek düzeyde yeni enerji vizyonuna, onun uygulanma mekanizmalarına sahip çıkması, gerekli kapasiteleri yaratması, etkin icraya gereken desteği ve kaynakları tahsis etmesi elzem.
  • Bizim gibi hem ithal enerjiye göbeğinden bağımlı hem kaynak ülkelere transit güzergah olma iddiasında olan, hem de teknolojisini, finansmanını uluslararası kaynaklardan sağlayan ülkeler sadece yumuşak karınlarını kollamayı değil aynı zamanda “yumuşak güç” diplomasisi izlemeyi de öğrenmek zorunda. Güven telkin eden, sözünün eri, içişlerine karışmaktan ve çatışmalardan mümkün mertebe uzak duracak bir ülke olarak temayül etmemiz enerji diplomasimizin başarısının ön şartı.
    OYUNUN KURALLARI TEDAVÜLDEN KALKIYOR
  • Güven kazanmak onyıllar, kaybetmek saniyeler alacağından başka alanlarda olduğu gibi enerjide de her önemli adımı iç ve dış paydaşlarla işbirliği/danışmalar içinde dikkatle atmak gerekiyor. Hükümetin enerji sektörünün duayenlerini, eski bakanları, şirket başkanlarını, düşünce kuruluşlarını bir araya getirip, gerekirse uluslararası uzmanları da çağırarak, 2030’lara yönelik ayağı yere basacak yeni bir partiler üstü enerji güvenlik stratejisi çıkartması, bunu milli güvenlik, dış politika ve ekonomi stratejisinin bütüncül bir parçası haline getirilmesi elzem.
  • Eski oyuncuların yazdığı “oyunun kuralları” artık tedavülden kalkıyor, yeni satranç oyununda uyarlamaları zorunlu kılıyor. Ülkeler enerji arzının ve tüketiminin yeni yollarını keşfetmek, verimliliği artırmak için birbirleriyle rekabet içerisindeler. Bu yarışta öncü ülkeler, dünya ekonomisi ve jeopolitiğine yön vermede de güçlü bir konum elde edecekler. Şayet bu yeni enerji oyununda hak ettiğimiz yeri alabileceksek insan sermayesini zenginleştirmemiz, küresel çapta enerji satrancı oynayabilecek gençler yetiştirmemiz gerekiyor.
  • Petrol, doğalgaz ve kömürde, ülke içi üretimi daha da artıracak, milli-uluslararası şirketleri yatırıma cezbedecek elverişli politikaların sürekli gözden geçirilmesi, bu arada üretimin nispeten daha ucuz olduğu çevre ülkelerde siyasi bağlantıları da kullanarak saha/tesis alınarak ortak üretim imkanları araştırılması, ülke ihtiyacının en az yüzde 50’sinin çevremizdeki kontrol edebileceğimiz ortak üretimden karşılanmasını hedeflemeliyiz.
  • Bölgesel enerji merkezi olmanın sadece ülkenin dört bir tarafını boru hatları ağıyla döşemekten geçmediğinin bilinci içinde fiziki altyapının yanı sıra fiyat liberalizasyonu sağlanmalı, enerjideki ağır vergi yükünün hafifletilmesi, uluslararası iyi uygulamalar ışığında gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemeler yapılması öncelik olmalıdır.Doğu Akdeniz, Karadeniz, Hazar, Ege ve Körfez ihtilaflarının çözümüne dönük diyalog platformlarına ev sahipliği yapılması, ayrıca Norveç, Japonya ve İsviçre’deki uyuşmazlık çözüm merkezleri ile ortaklaşa proaktif çalışmalara önayak olunması isabetli olacaktır.
  • Ülke içinde talep yönetimi için enerji verimliliğini artıracak, enerji yoğun ve çevre kirletici sanayilerden uzak duracak (hatta bunları süratle enerji zengini bölge ülkelerine kaydıracak) ve katma değeri yüksek “akıllı” teknoloji ve sektörlere yönelecek, ülkenin değişik bölgelerindeki özgün yerel enerji kaynaklarını harekete geçirecek bir yaklaşım benimsemeliyiz.
    KÖMÜR VE PETROLDE BÖLGESEL PİYASA KURMALIYIZ
  • Temiz/yeşil ekonomiye geçiş sürecinde en azından rüzgar, jeotermal, güneş ve nükleer enerjide teknoloji üreten öncü ülkelerden birisi haline gelmeyi temel amaç olarak benimsemeli, sübvansiyonsuz üretim, insana hizmet verecek şekilde çevre-enerji dengesinin iyi kurulmasını, siber saldırılar dahil asimetrik tehditlere karşı altyapı güvenliğinin sağlanmasını temel hedefimiz olmalıdır.
  • Enerji sektörünün sağlıklı bir şekilde işlemesi için türev piyasa işlemlerini Borsa İstanbul çatısı altında yapmalı, elektrik ve doğalgaz piyasalarının organize bir spot ve türev piyasaya kavuşmasını sağlamalı, zamanla kömür ve petrolde de bölgesel enerji piyasası kurmayı hedeflemeyiz.
  • Doğal gazın yüzde 90’i hala BOTAŞ tarafından ithal edildiği, bu payın azaltılmasının tüketiciye ve dolayısıyla iç politikaya doğrudan etkisi olacağı için doğalgaz liberalleşmesi kolay ilerleyecek gibi görünmüyor. BOTAŞ-TANAP, BOTAŞ-Türk Akım ile artacak doğalgaz ithalatı ile de bu durumdan kısa vadede çıkılabilmesi güç.Yine de doğal gaz piyasasının rekabetçi bir hale gelmesi için mevcut uygulanmayan hukuki ve kurumsal çerçevenin yeniden elden geçirilmesi, doğal gaz ticaretinin koşullarını ana hatlarıyla ortaya koyan ve sektörün taleplerini doğrudan karşılayacak gelişmiş bir mevzuat altyapısı oluşturulması, böylece mevzuat riskinin azaltılması öncelik arz ediyor.
  • Her bölgenin enerjideki karşılaştırmalı üstünlüğü, enerji türleri, kullanım hacmi, verimlilik imkanları, çevre hassasiyetleri, finansman imkanları, gelecek projeksiyonları da dikkate alınarak yerel politika ve öncelikler belirlemek zorundayız.Unutmayalım, yerelde başarılı bir enerji politikası, icraatı, denetimi ve inovasyonu olmazsa milli düzlemde de olamaz. Yerel yönetimler, temiz, yenilenebilir enerjinin genişlemesini dağıtık enerji, yerel altyapı ve arazi kullanım denetimleri, yerel sakinler ve işyerleri üzerindeki etkileri sayesinde destekleyebilirler.
  • Temel hedefimiz, enerjide sadece millilik ve yerlilikten ziyade, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve güvenilir bir şekilde sunulması olarak görülmelidir. Çevresel zararı olan, pahalıya elde ettiğiniz enerjinin milli ya da yerli olmasının ülkeye ve insanlarına bir yararı yok.Hem dış bağımlılığın azaltılması, hem de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin sınırlanabilmesi için enerji üretiminde önceliğin fosil yakıtlardan ziyade  yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları, verimlilik üzerinde olması gerekiyor.
  • İklim değişikliği nedeniyle Türkiye’deki sıcaklıkların, gelecek 25 yıl içinde 3 dereceye, yüzyıl sonunda ise 6 dereceye kadar artabileceği, yağışların ise yüzde 50 oranında azalabileceği, kuraklığın yanı sıra, şu kaynakları ile tarımsal ve hayvansal üretimde azalmanın meydana gelebileceği öngörüsü bizleri endişeye sevk etmelidir.Uyum ve hafifletme önlemlerini etkin bir şekilde birleştirilmeli, iklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinin sınırlandırılması için daha iyi hazırlanmış bir strateji ile iklim değişikliği-enerji-su-gıda denklemini icraya dönüştürmeliyiz.
  • Bir güneş ülkesi olduğumuz için tüm kentsel-kırsal yerleşimlerin geleceğe yönelik tasarımlarında her türlü binanın yapımıyla ilgili genel plan ve politikaların yanı sıra, tüm imar düzenleme ve uygulamalarında güneşten azami ölçüde yararlanma, güneş mimarisinin gereklerine uygun hareket etme özendirilmeli.Antalya, İzmir, Konya ve Girne’de yenilenebilir enerji ve verimlilik teknoloji merkezleri kurulması, sadece bugünün değil geleceğin teknoloji yenilikleri için de uluslararası beyinlerin cazip imkanlarla bu merkezlere çekilmesi düşünülmeli.
  • Enerjinin çevreye olumsuz etkisi, aşırı vergiler, yönetişim zafiyetleri nedeniyle “enerji demokrasisi” gün ışığı görüyor, dünyanın hiç ummadığımız totaliter sayılabilecek ülkelerinde bile. Gerekçesi ve alternatifi iyice ortaya konulmadan müzmin şekilde nükleere de, kömüre de, jeotermale de, rüzgâra da, petrol ve doğalgaza da karşı çıkılıyor.Oysa enerji, insan için olduğundan, onun yaşam kalitesini mümkün olan en az şekilde olumsuz etkileyecek enerji kaynakları kullanımı, teknolojileri hepimizin ortak çabası olmak zorunda. Bu bilincin yaygınlaşması sağlanmalıdır.
  • Yıllık ülke içinde 12 milyar, yurtdışında 3 milyar dolar enerji yatırımı yapacak şekilde gereken projeler geliştirilmeli ve ucuz, uzun vadeli finansman sağlanması için çaba gösterilmelidir. Bu amaçla, devletin 5 milyar dolar çekirdek fon katkısı ile enerji sektöründe gelecek projeler için 15 milyar dolarlık bir Türkiye Enerji Fonu kurulması düşünülmelidir. Hem sıkıntı içindeki enerji şirketlerinden hisse almak hem de yeni yatırımlara yüzde 15’i geçmeyecek şekilde destek sağlamak için.
  • Halihazırdaki tüm yerel enerji şirketlerimizi bütünleştirsek Batılı bir enerji şirketi bile etmiyor bu büyüklük; bu nedenle kamu-özel sektör ortaklığıyla dünya enerjisindeki konumumuza yaraşan, uluslararası rekabet koşullarına göre faaliyet gösteren yeni “enerji şampiyonları” yaratılmasına yönelinmelidir.Böylece hem enerjideki küresel ‘müesses nizamın” yönetim kuruluna girebilmek hem daha elverişli uluslararası rekabet gücü kazanabilmek hem de geleceğe dönük enerji gereksinimlerimizi teminat altına alabilmek mümkün olabilir.