Categories
Archives
The Bosphorus Energy Club | “Horoz Yılı”ndan umutlu olmak mümkün mü?
7587
post-template-default,single,single-post,postid-7587,single-format-standard,ajax_leftright,page_not_loaded,,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2,vc_non_responsive

“Horoz Yılı”ndan umutlu olmak mümkün mü?

“Horoz Yılı”ndan umutlu olmak mümkün mü?

23:39 25 January in BEC IN THE MEDIA

Capital Dergisi | Ocak 2017 Sayısı

MEHMET ÖĞÜTÇÜ | Enerjik Bakış Köşesi

Çinlilerin ‘Horoz Yılı”nda karşılaşacağımız ve iş dünyasının ve hükümet liderlerinin mutla­ka not almaları gereken bazı ciddi meydan okumaları, riskleri yansıtmak istiyorum bu yazımda.

ABD Başkanı Trump’ın öncelikleri, yönetim tarzı, ekibinin kalitesi, “Önce Amerika” yaklaşımı hepimizi yakından ilgilendiriyor. Büyümeyi teşvik edeceğini söy­lüyor ama Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı gö­rüşmelerini, Pasifik’teki benzer düzenlemeyi, NAFTA’yı ve iklim değişikliği anlaşmasını geriye saydırma söylemi endişe yaratıyor. Çin ile ticaret savaşları tetikleme taah­hüdü gerçekleşirse himayeci eğilimlerin yükseleceğini, dünya ticaretinin, yatırımlarının ve de ekonomilerinin daha da daralacağını söylemek kehanet sayılmaz.

Maalesef 18.5 trilyon dolarlık Amerika öksürünce biz nezle oluyoruz. ABD tahvil ve hisse senetlerinin olması gerekenden yaklaşık yüzde 80 daha fazla değerlendiği yönünde tahminler yapılıyor. Ayrıca, yatırımcıların Titanik üzerinde yol almakla olduğu, bu nedenle piya­sada 68 trilyon dolarlık bir çöküntünün yaşanabileceği belirtiliyor. FED’in uzun zamandır beklenen yüksek faiz oranlan da borç almak pahalılaşacağı için birçok dinamik ekonominin tökezlemesine yol açabilir. Dahası dolardaki keskin oynamalar, dünya ekonomilerini olumsuz etkileyecektir.

AB hariç herkes Yunanistan’ın kendi haline bırakıl­masının -Euro’nun ve Yunanlıların sağlığı bakımından daha akıllıca olacağını söylüyor. Brexit’in Mart 2017’de başlayacağının açıklanmasından sonra Sterlin son 186 yılın en düşük düzeyini gördü.

Çıkış müzakerelerinin sorunlu, acılı geçecek ve uzayacak olması hem belirsizlikleri artırabilir hem de 2017’deki genel seçimlerde İtalya, Fransa, Almanya, Hol­landa gibi ülkelerde de aşırı sağ partileri güçlendirebilir.

Doğrudan yabancı sermaye akımları geriliyor. OECD ülkelerindeki yavaşlama ihracata dayalı kalkınma stra­tejileri izleyen gelişme yolundaki ülkelerin ihracatlarını geriletebilir. Özel sektörün dış borçlarının geri ödenmesi kolay olmayacak.

Tüm zafiyetlerine rağmen sadece Çin, hala kalıbı dik tutuyor. Büyümeyi siyasi bakımdan kabul edilebilir düzeyde tutabilmek için ekonomiyi taze fonlarla uyarmaya,  Avrupa’ya ekonomik koridor yaratmayı hedefleyen “Tek Şerit, Tek Yol” projelerine yıllık 100 milyar dolar akıtmaya devam ediyor, edecek.

Emtia fiyatlarındaki keskin düşüş 2017’de sadece mütevazı ölçülerde iyileşme görecek. OPEC ve OPEC ülkelerin petrol üretimin, kısma kararı almasının fiyat etkilerini (tedricen 60 dolara doğru) hissedeceğiz. Ekonomik büyümenin hemen her ülkede yavaşlayacak olması nedeniyle enerji talebinde de hatırı sayılır artış olmayacağını, arz fazlasının ancak 2018’den itibaren dengelenebileceğini düşünüyoruz.

Hafızanızı tazelerseniz, 1970’lerde Bretton Woods düzeninin sona ermesinden bu yana son 40 yılın neredeyse her yedili yılında ciddi fînansal krizler yaşandı. 1987. 1997, 2007.

Son iki yıldır demlenmekte olan küresel krizin 2017’de tam anlamıyla patlak vermesi, ülkemizin içindeki siyasi ve ekonomik dinamiklerin de etkisiyle şiddetlenerek,  bizi de etkilemesi ihtimali bana sorarsanız hiç zayıf değil.

 

TÜRKİYE’YE KÜME ATLATMAK İSTİYORSAK

OECD’nin 72 ülkede gerçekleştirdiği eğitim araştırmasının sonuçlan büyük hayal kırıklığı yarattı, sistemi acilen elden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.

Büyük, güçlü, müreffeh ve mutlu insanların ülkesi olmak, gökdelenler dikmek, yeni köprüler inşa etmek bölgesel güç olmakla gerçekleşmiyor.

Çok daha önemlisi, buğun olduğu gibi geleceğin de en değerli sermayesi insana yatırım. Onun doğru eğitimi, sağlığı, sosyal güvencesi, doğru yerde istihdamı ülkeyi dünya rekabet liginde üst sıralara taşımanın ön koşulu.

Bugününden haberdar ve geleceğe umutla bakan; uluslararası çapta, özgüvenli insan yetiştiren, sorgulayıcı düşünceye üretmeye, yaratmaya, paylaşmaya öncelik veren; bilim ve teknolojiyi rehber edinen, zengin kültürel dini ve tarihi çeşnimizden esinlenen, dış dünya ile de uyumlu eğitim sistemi en öncelikli hedef olmalı.

Eğitime yatırım, okullar dahil fiziki altyapıya, öğretmen maaşlarına, teknolojik donanıma akıtılan para ve bunun toplam bütçede yüzde kaça tekabül ettiği ile ilgili değil, sadece, “Nasıl bir eğitim?” sorusuna yanıt vermeden, bu konuda hem toplumda geniş bir ortak mutabakat yaratmadan hem de uluslararası eğilimleri dikkate almadan harcanacak para insana yatırım sayılmaz.

Finlandiya, Singapur gibi başarılı örnekleri de esas alan partiler üstü bir eğitim stratejisi geliştirip hemen uygulamamız vazgeçilmez bir yükümlülük gelecek nesillere…

İnanın, işte o zaman Türkiye’yi kimse tutamaz.